“Komşularından dinlediğim bu hikâyenin bir tarafında kıskanç bir kaynana, diğertarafında da yetim bir kızla evli bir erkek evlat var. Kaynana evliliğin ilk gününden itibaren her gün ‘sen iyi bakamıyorsun oğluma, ona layık değilsin, beceriksiz!’ türünden sözlerle eziyet ediyor geline. Damat da annesiyle işbirliği yapınca evlilik geline zindan oluyor. Nihayetinde gelin boşanmayı kabullenmek zorunda kalıyor, ıstırabını kalbine gömerek bir akrabasına sığınıyor.

Eşini annesinin iftiralarına ve sözlü saldırılarına kurban eden damat, ertesi yıl, banyoda düşüp kafasını duvara çarpıyor, ölmüyor ama felçli kalıyor. Sonuç: Eğer henüz ölmedilerse, on yıldan fazladır, yatağa mahkûm olan oğlunu annesi kendi elleriyle yediriyor ve altını temizliyor.

Ey kayın valide! Hayatta herkesin ettiğini bulacağını büyüklerin deneyimlerinden öğrenmedin mi? Ey damat! ‘Başınıza gelen musibetler ellerinizde yapıp ettikleriniz yüzündendir.” (Şura/30) ayetini sana kimse söylemedi mi? Allah’tan başka kimsesi olmayan bir mazluma zulmederek kendinize yazık ettiniz. Kibriniz ve bencilliğinizle dünyanız zindan oldu; peki ya ahiretiniz?” M. Bozdağ