Büyük Devlet, intikamını alan ve tek adamını bile düşman elinde bırakmayan devlettir.
Ya büyük devlet olursunuz, ya da yüzüne “Bağımsızlık” maskesi takan, bağımlı bir devlet
olursunuz…

Emperyalist Devletler, asırlardır uyguladıkları “güç kullanarak sahip olma” alışkanlıklarından
kolay- kolay vazgeçmeyecekler.

Gerek Irak’ta olanlar, gerekse Tunus-Libya-Mısır’da yapılanlar, önümüzdeki
aylarda Suriye’ye uygulanacak planlar bizim bu düşüncemizi doğruluyor.

Bu kaos ortamından, “Gerçek Gelişmeyi” sağlayan, teknolojiyi ve bilimi en
iyi kullanan ve “Ulus Devlet” yapısını koruyan ülkeler sağlam çıkacaklardır.

Diğerleri ise yüzlerine “Özgürlük”maskesi takmış “Köle
Devletler”olarak yaşayacaklardır.

Köle olarak yaşamamak için, gelişmiş teknoloji ve bilime dayalı bir üretim
düzeni kurmak zorundayız.

Dünya kurulduğundan bu yana insanın beklentileri fazla değişmemiştir. İnsan,
aç-susuz kalmak istemiyor, barınacak yer istiyor, geleceğinin güven içinde
olmasını istiyor.İşte bunu insanlara vermenin tek yolu “Teknoloji’dir.”
Teknolojinin kaynağı ise bilimdir.

Türk Müteahhitlerinin Yurtdışı çalışmaları ile hep övünürüz. İyi de o zaman
niçin boğaz köprülerini Japonlara, Nükleer Santralı Ruslara yaptırıyoruz?
bilgisayar ve iletişim araçlarında, kısmen otomotivde niçin dışa bağımlıyız.

Dünyanın ilk 500 Üniversitesinde niçin bizim üniversitelerimiz gerçek
anlamda yoklar ?..

Gelecek- Gerçek Gelişme-Teknoloji-Bilim- zincirini kuracak, koruyacak,
geliştirecek olanlar ise devleti yönetecek siyasetçilerdir. Eğer Türkiye
bugün her alanda aksaklıklar yaşıyorsa, bunun en önemli sebebi yeteneksiz ve bilgisiz siyasetçilerdir.
İnsanlara bunları sağlayacak örgüt ise “devlettir.” Bu devlet de
“Ulus Devlettir…” Ulus Devlet’ten başka bir devlet modeli, önümüzdeki kaos ortamında kendi
insanlarına bunları veremez. Bu yüzden emperyalist devletler, sürekli olarak “Ulus Devlet” modeline
karşı propaganda yapmaktadırlar.

Her toplum kendi geleceğini kendi hazırlar. Tarihi iyi bilmek ve Tarihten ders almak bunun için
önemlidir ,Ortadoğu’nun birbirinin boğazına her fırsatta sarılan,kendisini bağımsız sanan “köle
devletlerinden” biri olmamız için,Türkiye’nin parçalanması, fakirleşmesi, çağdaşlıktan uzaklaşması
bizden başka kimsenin umurunda olmaz. Hatta buna çok sevinecek devletlerin sayısı
oldukça fazladır !…

En eski doğu medeniyetlerinin doğduğu Mezopotamya, 633-642 yılları arasında İslam toprakları
arasına girdi. Emeviler ve Abbasiler döneminde en parlak devresini yaşadı. Irak, 637 yılında
Müslümanlar tarafından fethedildi. Irak, Osmanlı Devletinin çöküşünün ardından Ortadoğu’da
kurulmuş olan devletlerden biridir. Tarih içinde daha önce yaşamış bir Irak Devleti veya bir Irak halkı
olmamıştır. Irak adı da, Osmanlı İmparatorluğu döneminde merkeze olan uzaklığından dolayı ” Irak”
kelimesiyle isimlendirilmesinden gelmektedir.

1055 yılından itibaren Selçukluların hakimiyetine girmiştir. 1258 yılından itibaren Moğollar istila
etmişler ve 200 yıl hüküm sürmüşlerdir.

Daha sonra Akkoyunluların ve Safevilerin egemenliği devam etmiş ve 1534 te Osmanlı tarafından
ele geçirilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerin kışkırtmasıyla çıkan yerel isyanlar, Osmanlının bölgeden
çekilmesine yol açmıştır.

1916 yılında Fransızlar ve İngilizler arasında Skyes-Picot anlaşması imzalandı.
Bu anlaşma Ortadoğu’nun bugün bile kaynayan bir kazan olmasının sebebidir. İngiliz Subay Mark
Skyes ile Fransız Subay Georges Picot Kahire’de bir araya gelerek, masa başında Ortadoğu’yu iki ülke
arasında paylaştırdılar!…

Cetvel çizgileriyle yeni devletler yaratıldı ve başlarına kendi uşakları getirildi.
Irak-Ürdün- Filistin İngilizlerin, Suriye ve Lübnan ise Fransızların manda yönetimlerine bırakıldı.
Irak’ın tarihini kısaca hatırlattıktan sonra, gerek Osmanlı’nın bölgeden çıkarılması gerekse tüm
Ortadoğu’nun hakimiyet altına alınmasında çok etkin bir rol oynayan bir kadından, “Arabistanlı
Lawrence’ı yetiştiren, Çöl Gülü isimli Gertrude Bell’den bahsetmek istiyorum.

Arabistanlı Lawrence’ın kim olduğunu biliriz, en azından dünyanın en meşhur casuslarından biri ve
Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki Arap isyanlarını başlatıp, Arap Yarımadasını bizden kopartan kişi
olduğunu işitmiş, onu anlatan ve başrolünü Peter o’Toole’un oynadığı filmi de büyük olasılıkla
görmüşüzdür.

Ama Gertrude Bell ismi bize yabancıdır. Arabistanlı Lawrence’yi yetiştiren ve Ortadoğu’daki Türk
varlığının son bulması konusunda çok önemli roller oynayan, üstelik savaş sonrasında bazı Arap
ülkelerinin sınırlarını bizzat çizen bu İngiliz istihbaratçısını sadece siyasi tarihte belli bir dönemin
uzmanları bilirler.

Gertrude Bell, Oxford Üniversitesinde arkeoloji okudu ve Oxford’u şeref derecesiyle bitiren ilk kadın
olarak üniversitenin tarihine geçti. O devirde iyi yetişmiş İngiliz arkeologlar, dilbilimciler ve eski Mısır
uzmanlarının çoğunluğu İngiliz istihbarat servislerinde çalışırlardı. Gertrude Bell ile de temas kurdular
ve o da İngiliz İstihbarat örgütü için çalışmaya başladı. Önce dünyayı görüp tanıması istendi ve iki
defa dünya turu yaptı. Bu arada çok iyi bir dağcı oldu. İran’a giden arkeoloji heyetinde yer aldı. 1899
yılında Arapça öğrenmesi için Kudüs’e gönderildi ve mükemmel bir şekilde Arapça öğrendi(Vatikan,
bu tarihten 200 yıl evvel Papaz Maurizio Garzoni’yi Kürtçe öğrenmesi için Diyarbakır’a
göndermişti. Garzoni burada 16 yıl yaşadı ve bugün Kürdolojinin Babası olarak bilinir!..) Kudüs
civarının arkeolojik haritasını çıkardı.

Gertrude Bell, 1.Dünya Savaşının başlamasıyla Kahire’ye, “Arap Bürosuna” gönderildi. Bu büronun
tek görevi vardı; Arapların Türklere karşı başlatılan isyanı genişletip, yönetmek.
Daha sonra Irak’a gönderildi ve Winston Churchill’ desteğiyle Irak’taki İngiliz Yüksek Komisyonunun
Ortadoğu Sekreteri oldu. 1921 de Kahire’de bir “Ortadoğu Konferansı” topladı. Konferansta Arap
Yarımadasının geleceği tayin edilip, 1916 da çizilen sınırlar kesin olarak belirlenecekti. Bell, 40 kişilik
konferanstaki tek kadındı ve Irak’ın bu günkü sınırlarını işte bu toplantı sırasında kendi başına çizdi.
Sırada, yeni kurulan bu memleketin başına kimin geçeceği meselesi vardı. Irak’ın ilk kralını Gertrude
Bell tayin etti. Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı kral olarak atadı. Böylelikle
Faysal’ın mensup olduğu Haşimi ailesi Ortadoğu’da önemli bir konuma geldi. Bugün Ürdün tahtı da
Haşimi ailesine aittir.

Irak’ın İngilizlerin himayesinde bir devlet olmasıyla, mesleğine döndü ve Bağdat’ta 1923 yılında bir
müze kurmaya başladı. 3 yılda, Mezopotamya medeniyetinin en önemli eserlerinin toplandığı
“Bağdat Müzesini” kurdu ve yönetti. “Çöl Gülü” olarak ünlenen Gertrude Bell 12 Haziran 1926 da
fazla miktarda sakinleştirici içip, yattı, bir daha da kalkamadı.
Bunları özellikle genç arkadaşlarımı özet olarak da olsa bilgilendirmek ve ders çıkarmaları için
yazdım.

Örnek vermek gerekirse;
*Büyük Devletler kendi insanları içinden en iyi yetişmiş uzmanlarla çalışırlar, planlarını
tarihten dersler çıkararak, çağı çok iyi okuyarak, geleceği iyi tahmin eden uzman danışmanlarla
ve devletin hafızası olan bürokratlarıyla tasarlarlar.
-Kendini Şeyhülislam ilan eden, tipleri kendinize danışman olarak alırsanız,
-Bölücü-Kürtçü partinin Genel Başkan Yardımcısını danışman alıp, beyninizin kıvrımlarını ona
açarsanız,başınız dertten kurtulmaz.

Kendi ülkenizi ve özgürlüğünüzü siz kan akıtarak, can vererek kazanacak ve kendi devletinizi,
milletinizle birlikte kuracaksınız. (Atatürk)

-Devletiniz size, emperyalist bir güç tarafından verilir ve siz mandacılığı kabul ederseniz, bir gün
başka bir emperyalist güç gelir, sizin baraka devletinizi kafanıza yıkar.(Irak)
Emperyalizm, gözü doymayan bir canavardır. Çalacak kimse kalmasa da, birbirlerinden
çalarlar.

-Gertrude Bell, yıllarca Irak’taki arkeolojik eserleri topladı, büyük bir kısmını İngiltere’ye gönderdi.
Kalanlarla Bağdat Müzesini kurdu. 2003 yılında ABD geldi, Irak’ın en önemli arkeolojik eserleri
yağma edildi..

Tarih boyunca tüm devletlerin gözü, bizim coğrafyamızın üzerinde olmuştur. Eski Ahit’ten bu yana,
bizim coğrafyamıza olan ilgi devam etmektedir. Bu coğrafyada son Türk Devletinin yaşaması,
varlığını devam ettirebilmesi için, Milli hassasiyetleri yüksek olan “Vatan Sevgisi” ile dolu olanların
işidir.

Üzerinde yaşadığımız,her santimini şehit kanlarıyla suladığımız topraklarımızı “Vatan” olarak
değil de, “satılabilir arazi parçası” olarak görenler bu hissi anlayamaz..

Sağlık ve başarı dileklerimle
Musa Aksoy