Yıllardır Milli Görüş Türkiye’ye Siyonizim diye adlandırılan şeyi anlatmaya çalıştı ama kimse inanmadı.

Aşağıdaki yazıyı muhakkak herkesin okuması gerek. Dünya’mız, Ülkemiz ve Orta Doğu hakkında bilmediklerimizi bir nebze olsun bilmek herkesin hakkı….

BİLDERBERG GRUP

Bilderberg Grup, 1954 Mayıs’ında Hollanda’nın Osterbeek kentindeki Bilderberg Oteli’nde toplanan bir grupYahudi tarafından kuruldu.
Grubu tasarlayıp oluşturan asıl kurucu İsveç Franmasonluğu’nda üstad-ı azam Yahudi din adamı Joseph Retinger (1887-1960)’dır.

Bu gizli grubun finansmanının önemli bir kısmını Amerika’daki Yahudi Rockefeller Vakfı tarafından karşılanır.

Diğer finansör ünlü Yahudi banker Rothschild ailesidir. Bilderberg çok uluslu hükümet gibidir.

Gizli yönetim merkezi, diğer Yahudi örgütlerinde olduğu gibi İsrail’dedir.

İsrail’de toplanan ve 70 baş hahamdan oluşan Sanhedrin, örgüt hiyerarşisinin en yukarı noktasında bulunur.

Merkezden Bilderbergi yönlendirenler, hahamlar ve 33. dereceden masonlar arasından seçilir.

Grubun Yahudilerden oluşan 25 yönetici kadrosu, Yahudi dünya hakimiyetini gerçekleştirmeye yönelik emirleri hahamlardan alır.

Bu emirler, dünyanın pek çok yerinde önemli kariyerlere sahip üyeler sayesinde kolaylıkla uygulamaya geçirilir.

Bilderberg toplantılarına kadınlar giremez. Göstermelik olarak yalnız Margeret Thatcher toplantılara çağrılmıştır.

Bilderberg birçok kaynakta “Dünya’nın Efendileri” şeklinde tanımlanır.

Bilderberg Grubun geçmişine ilişkin tek bir kaynak bulma imkanı yoktur.

Başvuru kaynaklarında kurulduğu yer, tarih ve toplantılara katılan bazı önemli şahısların isminin dışında bir bilgi bulmak mümkün değildir.

Kurulduğundan bu yana Bilderberg toplantılarının tamamı basına ve kamuoyuna gizli yapılmış, burada konuşulanlar hakkında hiç kimse bilgi sahibi olamamıştır.

Bu toplantılara katılanlar burada konuşulanları ne pahasına olursa olsun bildirmeyeceklerine yemin ederler.

Ünlü bir Türk siyaset adamının dediği “görevimden istifa etmemi isteseler bile burada konuşulanları kimseye söylemem” sözü bu gizliliği ortaya koymaktadır.

Örgüt, kara para, siyaset, gizli örgütler ve iş dünyasının ünlülerini biraraya getirir.

Her yıl üç gün toplanır. Toplantılar sırasında konuların gizli kalacağına söz verilir.

Görüşmelerden sonra yalnızca katılanlara özel bir rapor dağıtılır.

Bu örgütle ilgili en detaylı bilgi İspanyol İstihbarat Örgütü’nün üst düzey yöneticisi Luis Gonzales Mata’nın kitabıdır.

“Dünyanın Gerçek Efendileri” isimli kitap 1975 yılında Paris’te Bernard Grassed Yayınevi tarafından yayınlanmış fakat piyasadan toptan satın alınmış ve okuyucuya ulaşması engellenmiştir.

Gizli bir masonik teşkilat olan Bilderberg’in en belirgin özelliği, devletlerin kilit noktalarında görev yapan üst düzey Masonları bünyesinde toplamış olmasıdır.

Bilderberg, Gizli Dünya Devleti’ni kurabilmek amacıyla ihtilaller düzenlemek, devletler kurmak veya yıkmak gibi çok önemli roller üstlenmiştir, İrlanda’nın Dublin şehrinde çıkan “Newa Nation” isimli dergi, Ocak 1964 tarihli sayısında Bilderberg Grup hakkında şu bilgileri vermektedir:
“Bir Dünya Devlet’i kurmak için Bilderberg teşkilatı, B’nai B’rith tarikatı ve diğer gizli Siyonist teşkilatları ile gayet sıkı işbirliği yapmaktadır.”

Toplantıya katılan üst düzey devlet adamları, alınan kararları kendi ülkeleri aleyhine olsa da uygularlar.

Amerikan eski Başkanlarından Yahudi Eissenhovver’da başkanlığı döneminde, Bilderberg toplantılarında alınan kararları ülkesinin çıkarlarına ters düşse de, bütünüyle uygulamıştır.

Eisenhower, Bilderberg’in üzerindeki etkisini şu şekilde açıklamaktadır:
“Bilderberg toplantıları beni oldukça aydınlattı, resmi kanalların dışında da bakış açıları edindim.” (Peeople’s almanac, sf.81)

Bilderberg’in dünya çapında her büyük olayda etkisi vardır. Amacı dünya ekonomisini ve siyasetini Siyonizm’in çıkarları doğrultusunda planlamaktır.-
Pek çok zengin ülke, Mason liderler önderliğinde başlatılan sözde bağımsızlık hareketleri ile sömürgelikten kurtarılmış gibi gösterilmiştir. Daha sonra başa geçirilen Mason devlet başkanları aracılığıyla, bu ülkelerin servetlerinin sömürülmesi daha da artmıştır.

“Siyonizmin en büyük amacı olan Yahudi egemenliğinde birleşmiş bir dünyanın ilk basamağı Ortak Pazarı ortaya çıkaran Roma Antlaşması da Bilderberg toplantılarında kararlaştırıldı.” (A.g.e, sf. 81)

Bilderberg’in en önemli faaliyeti “Trilateral Komisyon”u kurmasıdır. Hatta bu “Bilderberg’in Çocuğu” olarak da bilinir. Amerikan finansör ünlü Yahudi Rockefeller, Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’yı kapsayan özel kişilerden oluşan etkili bir ekonomik grubun kurulması konusunu ilk olarak Bilderberg toplantısında ortaya attı.

Grup, en ünlü ve güçlü isimleri üye olarak seçmektedir. Fransa eski Başkanı Mason Valery Giscard d’Estaing, Amerikan’nın eski başkanı Yahudi Gerald Ford toplantıların daimi üyesiydi. Yahudi çıkarlarına ters düştüğü için bir suikastla öldürülen Başkan Kennedy’nin yönetim kadrosu da Bilderberglilerle doluydu: Dışişleri Bakanı Dean Rusk, Devlet Bakanı George Ball ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Mc George Bundy Bilderberg üyesi idi.

“Yahudi David Rockefeller her sene Amerikan Yahudi Finansman kuruluşlarından First National Bank ve Morgan Guaranty Trust Co. ve Ford Motor Co., Du pont ve sahibi bulunduğu Standart Oil gibi şirketlerin endüstriyel liderlerini, Fransız finansör Yahudi Baron Edmond de Rothschild ve Fiat Başkanı Giovanni Ağnelli’yi davet etmeyi garanti etmişti. Dünya Bankası genel direktörü Robert Mc Namara toplantılara düzenli olarak katılmıştır.” (26 Nisan 1975, Hürriyet.)

Bilderberg’in her seneki düzenli toplantılarında burada alınan kararlan iletmek ve uygulamak amacıyla mutlaka üst düzeyde bir NATO yetkilisi bulunur.
Bilderberg Grup ünlü bir örgüttür ancak hakkında az şey bilinir.

Bu tür konularla ilgilenen gazetelerin geçmiş sayılarını karıştırırsanız, düzenli olarak yılda bir kez Bilderberg ile ilgili haberler çıktığını görürsünüz.

Haberler yılda bir kez çıkar, çünkü Grup yılda bir kez toplanmaktadır.

Toplantılara katılanların listesi ise oldukça göz kamaştırıcıdır.

Batı’nın neredeyse tüm ünlü politikacıları ve işadamlarının yanısıra,bazen önemli gazeteciler de toplantılara çağrılır.

Toplantıların en önemli özelliği ise konuşulanların kesinlikle gizli tutulması ve toplantı salonuna kesinlikle basının ya da davetsiz misafirlerin alınmamasıdır.

Katılanların listesine baktığımızda hemen tanıdık isimler göze çarpar. +
Bunlar Grup’un hiçbir toplantısını kaçırmamış olan isimlerdir; David Rockefeller, Henry Kissinger, Giovanni Angelli, Giscard d’Estaing, Lord Carrington gibi.
1991 yılındaki Bilderberg toplantısına ise sürpriz bir isim çağrılmıştır: Arkansas Valisi Bill Clinton.

(Sonradan, Clinton’ın ABD’nin müstakbel Başkanı olması için gerekli onayın, Baden Baden’deki bu Bilderberg toplantısında verildiği yorumu yapılmıştı).

İngiliz araştırmacı Peter Thompson, “Bilderberg ve Batı” başlıklı bir makalesinde, örgütün etkisinden söz ederken şöyle der:

”Amerika’nın önderliğindeki Batı imparatorluğu, son kırk yıldan bu yana, bazı ekonomik, politik ve stratejik kuruluşlar aracılığıyla çalışmıştır. Bunların bazıları aynı zamanda evrensel olma iddiasındadırlar;Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası, OECD ya da NATO gibi. Ancak Batı’nın uluslararası sistemindeki koordinasyonu sağlayan aygıtların başında, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın güçlü isimleri arasında düzenlenen gizli Bilderberg toplantıları gelir.”

Peki bu ilginç örgütün amacı nedir?

Gizli toplantılarına ulaşma imkanı olmadığına göre, bunu, örgütün nasıl ve kimler tarafından kurulduğu ve yönlendirildiğinden çıkarmak durumundayız.
. Peter Thompson , dikkat çekerek, CFR, Chatham House, Bilderberg ve de Trilateral Komisyonu’nun “koordineli” bir biçimde ortak hedefler için çalıştığını vurgular.

Peter Thompson, Bilderberg’in beyin kadrosunu oluşturacak olan elitlerin, II. Dünya Savaşı öncesinde de benzer politikaların mimarları olduğuna dikkat çekiyor. Thompson’ın bildirdiğine göre, Bilderberg’in ilk işareti, 1920’lerde Amerika’nın “Avrupa Birleşik Devletleri” oluşturma yönündeki çabasıydı.

Amerikan strateji uzmanları, Birleşik Avrupa’nın ekonomik ve politik olarak daha faydalı ve etkili olacaklarına inandıkları için bu hareketi başlatmışlardı. Bu “Amerikalı strateji uzmanları”nın başında ise CFR üyeleri geliyordu.

Thompson, bu arada ilginç bir noktaya daha dikkat çekerek, “geleceğin Bilderberglileri”nin ilginç bir finansman politikasından da söz ediyor:Hitler’in desteklenmesi…

Gabriel Kolko’nun bir makalesinde de bildirildiği gibi, “müstakbel Bilderbergliler”, Hitler Almanyası’na büyük maddi destek vermiş kişilerdi. Bu destekçilerin en önemlilerinden biri ise kuşkusuz, sahip olduğu Standart Oil petrol şirketi ile, Amerika’nın Almanya’ya savaş ilan etmesinden sonra bile Naziler’i ve ünlü Nazi yanlısı Alman şirketi I. G. Farben’i desteklemiş olan Rockefeller hanedanı geliyordu.

II. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan dünya paylaşımı, Bilderberg’in de doğuşunu sağladı. Amerika, Doğu kısmını Sovyet kontrolüne vermeyi kabul ettiği Avrupa’yı bu kez kendine daha sıkı bağlarla bağlamak istiyordu.

Kuşkusuz, Amerika’yı bu yönde harekete geçiren güç, onu “yayılmacı” yapan güçle aynıydı: CFR, yani Yahudi önde gelenlerinin politik kurumu. Amerika’yı Mesih Planı için kullanışlı bir aygıt olarak tasarlayan, sonra da onu Plan gereği “dışarıya” yönelterek Amerikan emperyalizmini doğuran güç, bu kez Avrupa’yı da Amerikan denetimi altına sokmak için hazırlanıyordu.

Aslında Avrupa zaten kontrol dışında değildi; localar ve Yahudi önde gelenleri çoktandır orada bir düzen yıkıp yerine yeni bir düzen kurmuşlardı.

Ama Avrupa’nın, Plan’ın asıl taşıyıcı gücü olan Amerika ile koordineli hale getirilmesi, Amerika ile ilişkilendirilmesi gerekiyordu.

Bir ülkede yapılan seçimlerden bahsedelim. Bizler ülke halkı olarak her şeyin demokratik çerçeve içerisinde yapıldığını sanıyoruz.
“Seçimler yapılıyor, oy atıyoruz ve en fazla oyu atan taraf hükümete geliyor.” İşin görünen tarafı bu. Fakat gerçekler asla bizim gördüğümüz gibi değil.

Demokrasi üst kademeye taşınmış durumda. Artık ülke içi demokrasi ülkeler arası demokrasiye ezilmiştir.

Bir ülkede kimin başbakan olacağı, kimin yüksek mevkii sahibi olacağı, hangi ülkenin ekonomisinin zayıflayacağı, hangi ülkenin ekonomisinin güçleneceği, hangi ülkeye savaş açılıp yönetiminin yenileneceği, hangi ülkede terörist yaratılacağı… Bu ve benzer hiç bir vaka kendi başına gerçekleşmiyor.
Dünya ile ilgili bu kararlar tek bir noktadan alınıyor. Bütün alt noktalara sunuluyor ve dünya bu kararların ışığında çizgisine devam ediyor.

Karar; “Türkiye’de hükümet dinci kesimden olacak” Biz de Türk halkı olarak o hükümete oy vereceğiz ve iş bitecek. Onu biz seçtik sanacağız.
Medya bas bas “Kuş gribi Kuş gribi!!!!” diye bağıracak, bizler de tavuk yemiyeceğiz. Bizim halk olarak demokrasimiz bu işte

“Bu iş sadece bizim ülkemizde böyle” diye bir şey yok. “Neredeyse” dünyanın her ülkesi için geçerli. Böyle bir düzeneğe komutanlık eden Amerika’nın kendi ülkesinde bile böyle.

6 ile 9 Haziran 1991 yılında Almanya’da yapılan Bilderberg toplantısı Amerika katılımcılarına bir bakınız;
http://www.bilderberg.org/1991.htm )

Katılımcılar arasında o anlara kadar adı pek duyulmayan fakat bu günün önemli isimlerinden birinin adını göreceksiniz. Bill Clinton…

Bill Clinton bu toplantıdan hemen sonra adaylığını koyuyor, biraz da üstüne medya “poh poh”luyor. Ve ilk seçimde (1992) sayın Clinton başkan

2001’deki kriz zamanına gelelim biraz. O yıl 24-27 Mayıs tarihinde yapılmış Bilderberg toplantısı. Toplantının Türkiye katılımcıları Özdem Sanberk ve Gazi Erçel.

Özdem Sanberk’in ilk katılımı olmasına rağmen Gazi Erçel daha önceki yıllarda bu toplantıya defalarca katılmıştır.(1996-97-99)

21 Şubat 2001 tarihindeki krizi hepimiz hatırlarız. Faizler yüzde 7500’ere ulaşmıştı IMKB tarihinin en düşük seviyesine gelmişti. Binlerce kişi işsiz kalmış, yüzlerce işyeri kapanmıştı. Merkez bankasından 1 günde 7.5 Milyar dolar çekilmişti. Gün sonunda bu paranın döviz olarak geri dönmesine rağmen diğer bankalar merkez bankasından 3.1 milyar dolar daha almıştı. Ve dolayısıyla Türkiye düzelmesi zor olan ekonomik bir batağın içerisine girmişti.

Gazi Erçel Merkez Bankası Başkanı olarak görev alıyordu o zamanlar. Krizden iki gün sonra da görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Bu krizle ilgili en kilit isimlerden olan Gazi Erçel’in Bilderberg toplantılarına katılım grafiğine bakarsak kriz olayının kaynağının hükümetin ne kadar ötesinde olduğunu anlayabiliriz sanırım.

96 yılında katılmış, 97’de katılmış, 99’da katılmış… Krizden 3 ay sonra yani 2001 mayıs ayındaki toplantıya son olarak yeniden çağırılmış(Ne sıfatla çağırılmış orası bilinmez)

Ve onunla birlikte toplantıya katılan kişi ise Özdem Sanberk. Onun hakkında küçük bir alıntı yapayım; kimdir, necidir?

“Özdem Sanberk yüksek lisansını İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. 1980-1985’te UNESCO temsilciliği yapan Sanberk, 1985-87 yılları arasında Başbakan Turgut Özal’a Dış İlişkiler danışmanlığı yaptı. 1987-1991 yılları arasında Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği , 1991-1995’te Dışişleri Bakanlığında daimi müsteşarlık görevlerinde bulundu. Beş yıl Türkiye’nin İngiltere büyükelçiliğini yapan Sanberk, Nisan 2000’de Dışişleri Bakanlığından emekli oldu. Büyükelçi Sanberk 2001 Yılında ise Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın(TESEV) direktörü olarak görev yapıyordu.”

Bu adam TESEV(Türkiye Ekonomik Ve Sosyal Etüdler Vakfı) direktörü olarak görev aldığı senelerce Bilderberg toplantısının daimi elemanı olmaya devam etmiş. (2001-2002-2003) Şu an basındaki ismi “emekli büyükelçi” olarak geçiyor.

Şimdi bakalım bu TESEV neymiş;

“TESEV bilimsel araştırmalara dayalı bulgular ile politika kararları arasında bağ kurulması için araştırmalar yürütmek, özgür düşünce ve bilgi birikiminin en geniş anlamda yayılmasına yönelik konferans, açık oturum, yuvarlak masa toplantıları düzenlemek amacıyla kurulmuş bir düşünce üretim merkezidir.”
(kendi web sitesinden alıntı)

Bilindiği gibi 2001 krizinin ardından Dünya Bankası yöneticilerinden(başkan yardımcısı) olan Kemal Derviş, kendisi meclis dışından olmasına rağmen TBMM’sindeki milletvekilleri iktidarı ve muhalefeti olmak üzere neredeyse hepsi el kaldırarak onu Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak meclise almakla birlikte çok büyük yetkiler ile donattılar. Ülke olarak şu an hala onun başlattığı ekonomik planların arkasından gidiyoruz. Ayrıca hakkını da yememek lazım çünkü ülke için çok başarılı çalışmalar yaptı.

Ve Kemal Derviş de bu göreve atandığından beri Bilderberg Toplantılarının Türkiye katılımcılarından. (2002-2004-2005)

Araştırdık mı daha bir çok ilginç şeyle karşılaşabiliriz.

Mesela ;
Avrupalı Rotschild hanedanının öncülüğünde 1954’de kurulan bilderberg toplantılarının ilki Nazi Hollanda Kralı Bernhard’ın oteli olan Bilderberg Otelinde yapılmış. Rotschild Hanedanı’nın 2000 tarihinde bilinen tahmini serveti 3 Trilyon dolar civarındaymış.

Bu toplantıya ev sahipliği eden ülkeler arasında Türkiye de var. Bu ilk toplantının ardından sırası ile Fransa, Almanya, Danimarka, İtalya, Amerika ve Türkiye’de yapılmış. 1959’da Türkiye’de Yeşilköy Çınar Otelinde gerçekleşmiş. Bu sıralamaya bakıldığında bu fikir örgütü için Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Türkiye’de yapılan bir diğer toplantı ise 1975 yılında Çeşme Altınyunus Otelinde gerçekleşmiş. Çeşme’de yapılan bu toplantıya Türkiye’den Süleyman Demirel Ve Bülent Ecevit de katılmış.

Mesela 1990 daki bilderberg toplantısına Mesut Yılmaz katılmış. Yani diyeceğim eski siyasi liderlerimizi de bünyesinde barındırıyor bu oluşum.

Türkiye’den toptantılara kimler katıldı

9-12 haziran 2011 İsviçre

Süreyya Civil
Tayyibe Gülek Domaç
Mustafa Koç
Şefika Tekin

3-6 haziran 2010 İspanya

Dinçer Sabancı
Tuncay Özilhan
Mustafa Koç
Z.Damla Gürel
Ruşen Çakır

5-8 mayıs 2005

Ali Babacan
İmregül Gencer
Mustafa Koç
Cüneyt Ülsever

Ali Babacan henüz 38 yaşında. 3 senedir bu toplantıya katılıyor.
Eğitim düzeyi çok yüksek. Zamanında ODTÜ’deki bölümünü 4 üzerinden 4
tam notla bitirerek 1700 kişi içerisinden 1. olarak mezun olmuş. Ana
dili gibi ingilizce konuşuyor.
Ak partinin siyasi kimliğiyle de alakası yok o adamın. Hükümette ak
partiden daha başka bir parti olsaydı bile, o adam aynı konumunda
orada olacaktı. Hatırlayın. Kim Kemal Derviş’e hayır diyebildi?

Bilderbeg bir çeşit dünya meclisi. Dünya geleceğiyle ilgili alınmış kararlar, burada yapılan çalışmalarla üyelere dağıtılıyor; ülkelerinin nasıl bir yol izlemesi gerektiği onlara aktarılıyor. Onlar da, ülkeyi bu yola sokacak şekilde görevlerini sürdürüyor.

5-8 mayıs 2005 tarihinde yapılmış olan Bilderberg toplantısına katılan Hürriyet gazetesi yazarlarından Cüneyt Ülsever’in o tarihlerdeki köşe yazılarını incelemenin de yararlı olacağı kanısındayım.

İşte Amerika’nın sesi Cüneyt Ülsever’den bazı seçmeler;

Aldığım talimatları yarın yazacağım; ancak bugün talimatları hangi koşullar altında aldığımı nakletmek istiyorum! Ben ve benim gibilere talimat vermek için 2 kraliçe, 8-10 cari bakan, birkaç eski başbakan, uluslararası bürokratlar, dünyanın en büyük çok uluslu şirketlerinin patron ve yöneticileri, büyük gazete ve dergilerin baş editörleri, dünya çapında akademisyenler bir araya gelmişler. Herkes istediği gibi konuşuyor, gereğinde birbirlerinin görüşlerini kıyasıya eleştiriyorlar, önemle siyasilerin somut bilgiye/istihbarata dayanarak yaptıkları konuşmalar toplantıları sürüklüyor.

Dünyanın en tepesinde olma iddiasındaki insanların unvanlarından tamamen sıyrılarak, sadece beyin güçlerini kullanıp beyin fırtınası yapmalarından çok etkilendim. Gerçek anlamda fikriyatın ancak serbest bir ortamda, hatta insanların pervasız davrandıkları, birbirleriyle çelişmekten hiç kaygı duymadıkları bir çerçevede yeşerebileceğini bizzat yaşayarak öğrendim.Hürriyet 11 Mayıs 2005

*21. yüzyılın başında en fazla dikkat çeken devlet Çin. Çin, kendinden sonra büyük hızla büyüyen Hindistan ile stratejik işbirliği yaparak Batı ittifakına karşı çok ciddi bir ittifak oluşturmakta.

*Rusya, Putin yönetimi altında giderek SSCB’nin karanlık günlerine geri dönmekte. Rusya’da demokrasi bir türlü yerleşmemekte. Bu durum Avrupa’dan çok ABD’yi rahatsız ediyor.

*(ABD tezi) İran ve Kuzey Kore nükleer silah geliştiriyor veya altyapısını kuruyor. Bu ülkeler doğrudan atom bombası kullanamazlar ancak terör örgütlerine verebilirler.

*21. yüzyılı tehdit eden en büyük tehlike, terörle işbirliği yapan ülkelerin, teröristlerin eline atom bombası vermeleridir!

*İsrail ve Filistin, Arafat sonrası dönemde barış için daha fazla umutlular. Ancak İsrail, ‘terör tehdidi kalkmadan, Hamas’ın silahları denetim altına alınmadan barış anlaşması olmaz’ diyor. Filistin yetkilileri de Hamas’ın elinden silahları alacak güçleri olmadığını vurguluyorlar.

*Irak’ın bütünlüğü ve istikrarı çok önemli. Irak bölünürse bu durum İran’ı bölgede çok daha fazla etkin kılar, neredeyse tek güç haline getirir.

*(Yine ABD tezi) İran sadece nükleer tehlike oluşturmuyor, aynı zamanda Ortadoğu’da cirit atan Hamas, Hizbullah, İslami Cihad gibi terör örgütlerini bizzat besliyor ve yönlendiriyor.

Bu ülkede rejim muhakkak değişecek!

ABD’li yetkililer, halkın yüzde 70’inin istemediği bir rejim aleyhine ayaklanma olması uğruna her türlü uluslararası yardımın yapılması gerektiği görüşündeler. Genel grev için maddi katkı, propagandaya yönelik radyo yayınları, direnişçilere haberleşme ağı kurulması gündemde. Eğer, rejim kendi kendine yıkılmaz ise yine de değişecek!

Etkin bir ABD’li, ‘Kara harekátı düşünmüyoruz’ dedi!

Okur bu cümleyi istediği gibi okusun!

*Gerek ABD’li, gerekse AB’li siyasi ve bürokratlar, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin öngörülebilirliği (nerede ne tavır koyacağına dair tahmin yürütme) konusunda dikkate alınması gereken derecede kaygı taşıyorlar.Hürriyet 12 Mayıs 2005(Toplantının içeriğinin bu yazdıkları maddeler olduğunu söylüyor)

Güneydoğu’da yeni kırmızı çizgimiz

Bu bölgede kişi başına milli geliri ne kadar çok artırabilirsek, yeni kırmızı çizgimiz o kadar rahatlayacak.

Çeşitli ortamlarda ifade ediyorum: Irak’ın yeniden inşasıyla birlikte Kuzey Irak’ta kişi başına milli gelir 2000 dolar civarına çıkacak. Bizim Güneydoğu’muzda kişi başına milli gelir ise en iyi şartlarda sadece 400 dolar.

Bu fark kapatılmadığı/azaltılmadığı sürece bu bölge her an patlamaya hazır bir bomba görünümünde kalmaya mahkûmdur. Hürriyet 14 Mayıs 2005

Türkiye-ABD ilişkilerinde aksama var, zira:

*ABD ve hatta AB yetkilileri Türkiye’nin dış politikasını:

i) öngörülebilir (tahmin edilebilir) bulmuyorlar.

ii) Seçilmişler açısından analizden ve bilgiden yoksun bir formata oturtulduğunu zannediyorlar.

iii) Önemle Başbakan çevresindeki danışmanların birikim yoksunu olduğunu, söylenenleri doğru kavramadıklarını, dolayısıyla aldıkları bilgiyi doğru aktarmadıklarını tahmin ediyorlar.

iv) Dışişleri ile Başbakanlık Ofisi arasında zaman zaman çelişkiler yaşandığını düşünüyorlar. Başbakanlk Ofisi’nin bazı hesap dışı ve şaşırtıcı çıkışlarının sonradan Dışişleri hatta askeri konularda TSK tarafından düzeltilmek zorunda kalındığının farkındalar.

‘Türkiye-ABD ilişkilerindeki erozyon nasıl tamir edilebilir?’ sorusuna ABD açısından bakıldığında bence iki önemli konuda Türk insanının hassasiyetini gidermek doğrudan ABD yetkililerinin sorumluluğundadır.

Bu konular:

*Kuzey Irak’ta yerleşik PKK’nın berheva edilmesi!

Aksi yönde ortaya sürülecek/sürülen her türlü mazaret hükümet indinde kabul görse bile, halk indinde kabul görmez.

ABD uzun süredir PKK’yı ‘terörist örgüt’ olarak gördüğünü beyan etmektedir, hatta Apobizzat ABD tarafından yakalanmış ve Türk yetkililere teslim edilmiştir.

Ancak yine de Türk halkı, haklı olarak, PKK’nın ABD’nin izni olmadan Kuzey Irak’ta yerleşemeyeceğini, hele hele hiç eylem yapamayacağını düşünüyor.

‘Sıranın PKK’ya gelmediği’ savı kimseyi ikna etmiyor!

*BOP çerçevesinde ABD’nin Ortadoğu’ya ‘demokrasi getirme’ tezi de Türk halkı tarafından şüphe ile karşılanıyor.

Irak’ta yapılan özgür seçimleri kimse inkár etmiyor ama:

i) Filistin’de Hamas’ın siyasallaşmasına fırsat tanınmadan,

ii) Ortadoğu’da teokrasinin ana merkezi Suudi Arabistan’da özgür ve genel seçimler yapılmadan ABD Hükümeti’nin samimiyetini kimse kabul etmeyecek.
Hürriyet 18 Mayıs 2005

Öte yanda şahsi kanaatime göre Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğini ‘İran meselesi’ belirleyecek.

Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘üstü bıyık-altı sakal’ ikileminde bırakan ‘ABD’nin İran Politikası’ ise Bilderberg’de açık toplantılar ve özel sohbetlerde açıkça çizildi.

ABD’nin olası İran Politikaları’nı 12.05.2005 tarihinde Bilderberg Toplantıları’nı özetlerken ifade etmeye çalıştım:

(ABD’li yetkililere göre) İran sadece nükleer tehlike oluşturmuyor, aynı zamanda Ortadoğu’da cirit atan Hamas, Hizbullah, İslami Cihat gibi terör örgütlerini bizzat besliyor ve yönlendiriyor.
Hürriyet 19 Mayıs 2005

Bilderberg 2011

“IMF Başkanı Strauss-Kahn Bilderbergcileri tanımamız için iyi bir örnek. Bunlar beyni hastalıklı, ahlaksız, kadınların ırzına geçen, hatta Satanizm’e ilgi duyan insanlar. Zürih’teki Rothschild gibi bazı bankalara gittiğiniz zaman Satanizm’in sembollerini görürsünüz.”

Bu yılki Bilderberg toplantısı bugün ( http://bilderberg2011.com) itibariyle İsviçre’de başlıyor. Toplantı yapılmadan önce Rusya’da yayın yapan haftalık NoviDen dergisi adını vermediği üst düzey bir İsviçre’li bankacı ile bir röportaj yaptı. Bankacının anlattıkları komplo teorisi gibi görünmekle birlikte gerçekliği zaman içinde anlaşılacak bilgilerden oluşuyor. Eğer söyledikleri doğru çıkarsa İlluminati Teorisinin (dünyanın 10 kişi tarafından yönetildiği, onların altında 300 kişilik bir alt yönetimin olduğu ve nihai hedefin Kudüs’ün başkent olduğu bir dünya devleti olduğunu iddia eden komplo teorisi) doğruluğu da ispatlanmış olacak.

Öncelikle röportajı meçhul bankacının ağzıyla özetleyelim;

“ Yıllarca İsviçre bankalarında üst düzey yöneticilik yaptım. Bir ülke liderini öldüren katile bizzat elimle ödeme yaptım. Ödeme talimatını gizli servisler veriyordu. Bütün İsviçre’li bankalar bu tür kirli işlere alet olmuşlardır. Ödemeler bankanın merkezinde, kayıt dışı, denetlenmeyen hesaplardan yapılırdı. Bir çok suikast, saldırı ve devrim için ödemeler yaptık. Bazı ödeme emirleri Bilderbergci kişilerden gelirdi. Öldürelen kişiler arasında IMF, Dünya Bankası ve Bilderberg’in emirlerini uygulamayanlar vardı. İsviçre bankalarını artık İsviçreliler yönetmiyor. Yöneticilerin çoğu Anglo-Saxon kökenli Amerikalı ve İngilizler. Bunlar İsviçre bankalarını illegal işlerini gerçekleştirmek için kullanıyorlar. Çok büyük meblağda para, ülkeleri yok etmek için kullanılıyor. Bilderberg toplantısı 2009’da Yunanistan’da yapıldı, Yunanistan battı. 2010’da İspanya’da yapıldı, İspanya da battı. 2011’de İsviçre’de yapılıyor. Demek ki İsviçre’yi de batıracaklar. Amaçları parayla Avrupa’yı batırıp Çin’i köleleştirmek.

IMF Başkanı Strauss-Kahn Bilderbergcileri tanımamız için iyi bir örnek. Bunlar beyni hastalıklı, ahlaksız, kadınların ırzına geçen, hatta Satanizm’e ilgi duyan insanlar. Zürih’teki Rothschild gibi bazı bankalara gittiğiniz zaman Satanizm’in sembollerini görürsünüz. Şimdiki hedefleri interneti kontrol etmek. Çünkü internet hala serbest. Terörizm gibi bir bahane bularak ya da internet üzerinden korkunç bir saldırı yaparak interneti kontrol etmeyi meşrulaştıracaklar.

Eğer kontrolü kaybettiklerini anlarlarsa yeni bir Gladio’yu çıkarırlar. Medya ellerinde olduğu için medyanın onlardan bahsetmesini beklemeyin. Bazen gazetecileri de toplantılara çağırırlar ama ne gördüklerini ve ne konuştuklarını anlatmamalarını tembih ederler. Bilderberg’in en iç dairesinde olanlar her şeyi bilirler. Daha dış dairelerde olanlar çok şey bilmezler.”,

Röportajın özeti bu şekilde. Bugüne kadar IMF gibi Batının kontrolündeki finans kurumlarıyla ters düşen bir çok ülkenin battığına şahit olduk. Bu batışlar da hep bankalar üzerinden olmuştur. 2001’deki Türkiye krizini hatırlayalım. Dolar bir gecede iki katına çıkarken, piyasadan milyarlarca dolarlık para yurtdışına çekildi. Faiz yüzde 5000’e çıktı. Herkes masumane bir biçimde işini yaparken bankalar yüzünden nice esnaf battı. Dolar, yurtdışı, banka, krizden sonra Türkiye’ye davet edilen IMF. Tüm bu terimler röportajda da geçiyor.

Bunun yanında suikastlere kurban giden yüzlerce devlet başkanı ve bürokrat var. Bir çoğu yabancı gizli servisler veya yerli işbirlikçileri tarafından yapıldı. Çoğu Batıyla uyuşmadıkları için kurban edildi.

Dolayısıyla bankacının söylediklerine katılmamak elde değil. Fakat yine de Bilderberg denen örgütün iddia edildiği kadar büyük bir gücü olduğunun anlaşılması için daha fazla delile ihtiyaç olacak. Belki altı çizili ve siyah cümlelerin gerçekleşip gerçekleşmemesi Bilderberg mefhumunu ortaya çıkarabilir. Eğer İsviçre de ekonomik krize girerse ve de internet için tüm dünyada yeni yasaklar çıkarsa isimsiz bankacının söyledikleri doğru çıkacak.

Bugünden itibaren İsviçre’nin ekonomik durumunu takibe alalım.
Bakalım bankacımız haklı mı çıkacak yoksa bu röportaj kafa karıştırmak için kurgulanmış bir düzmece mi?