Bu insanlar hayatı gördükleri, duydukları gibi yaşarlar kendilerini yenilemek ve tekamül etmek için hiçbir uğraşın içine girmezler. Hayat boyu geriden giderler. Hep birilerinin ayak izlerini takip ederler. Allah (c.c.) nasip etse hacca gitseler Mikat mahallinden ihrama girerken neden beyaz ihramı giyiyor, dikişli olsa ne olur, gibi düşünce akıllarına gelmez Kâbe’nin etrafında yedi kere dönünce tavaf oluyor. Acaba sekiz tavaf yapsam olmaz mı? Müzdelife de, Mina’da; Sefa ve Merve’de, Arafat’ta neler olmuş düşünmeden gezer.

Başka bir açıdan daha bakacak olursak önüne gelen nimetleri yer, sadece lezzetine bakar, eğer hoşuna gitmemişse hazırlayanı azarlar, ona kızar, ama hoşuna gidince teşekkür etmek aklına bile gelmez. Sofradaki domatesin rengini düşünüp de kara topraktan kırmızı domates nasıl oluyor diye düşünmez. Biberdeki tadı, ayvadaki kokuyu, nardaki lezzeti hiç düşünmez. Bir insana kilosunca altın verseler, bir narın tanelerini acaba dizebilir mi? Tavuklar yem yiyip beyaz yumurtayı nasıl yapar? İnek saman yediği halde memesine içimi hoş olan süt nasıl gelir? Bu saydıklarımızı çoğaltmak mümkündür. İşte, hayatı klasik bir şekilde yaşayanlar yani geleneksel hayat sürenler bunları hiç düşünmezler. Onların derdi, çok kazanmak, hep kazanmak-tır.Bilmezler ki kazandıkları anda kaybediyorlar. Unutma, ne kadar kazanırsan kazan, bir gün ondan ayrılacaksın.