Bizdeki tehlike, onların savaş fitnesinden çok daha vahim ve korkunçmuş.

A. Raif Öztürk’ün yazısı

Bu önemli konuyu incelemeyi ve irdelemeyi uzun zamandan beri düşünüyordum. Hatta, birkaç kez bu konu bana teklif edildi. Bu güne nasip olmasında, birkaç etken faktör var:

1.) Mevsim sıcaklarının artmasıyla, sokakların günah atmosferi de maalesef S.O.S. vermeye başladı. Üstelik de Radyasyon tehlikesinden çok daha vahim. Birçoğumuz ülfet (yani, alışagelme) hastalığımız nedeniyle, bu fitneyi normal karşıyla biliyoruz. Bir kısmımız nefsanî bakışlar için bunu bir fırsat biliyor, bir kısmımız ise Yüce Rabbimizin Nur sûresi, 30-31. âyetlerdeki “gözlerinizi haramdan koruyun!” emr-i fermanı karşısında ürpererek, çeşitli tedbirler almaya çalışıyorlar. Gerçekten de bizler her an sınavda olduğumuza göre, bu mayın tarlasından selametle nasıl geçebileceğimizin, derdi ve düşüncesi içinde olmak zorundaydık.

Birinci faktör buydu.

2.) İkinci faktör ise 10.07.2011 Pazar günkü Moral Nurterapi sohbetimize, Irak’tan “Risale-i Nur eğitimi almaya” gelen, 15 bilim adamı (Doktor, Prof, Öğretim görevlileri, diyanet görevlileri v.b.) katılmıştı. Bunlardan birisi (hem İlâhiyat hem de matematik konularında doktorasını tamamlamış olan,) diğerlerini temsilen kürsüye getirildi. Çok ilginç açıklamalarda bulundu. Bu ilginç açıklamalardan birisi, belki başkalarının pek dikkatini bile çekmedi, fakat beni eve gelinceye kadar düşündürdü. Sürekli içimi kemiren bu cümle şuydu: “..Ben, Irak’ı da Türkiye’yi de yakinen bilen bir kardeşinizim. Her iki ülke vatandaşları olarak bizler, çok net olarak müşahede ettiğim iki önemli fitneye maruzuz. Biz Irak’lılar SAVAŞ fitnesine maruz olduğumuz için perişaniyet içindeyiz. Sizler ise kadın (açıklık-saçıklık ve göz zinası) fitnesine maruzsunuz…”

İşte bu ikinci faktördeki son cümle, beni bu konuda seferber olmaya mecbur etti.

Yani bu zât, Irak halkının mâruz kaldığı o korkunç savaş fitnesiyle, Türkiye halkının maruz kaldığı “kadın fitnesini” eş değerde tutuyor. Her ikisinin de bir ülke halkını perişan eden çok ciddi tehlikeler olarak görüyordu. Oysa birçoğumuz bizdeki bu tehlikenin, yani açıklık-saçıklık felâketin ve musibetinin farkında bile değiliz…

Eve geldiğimde bu konu üzerinde düşünmeye ve ilgili kaynakları incelemeye başladım. Birkaç saatlik araştırmadan anlaşıldı ki, o Irak’lı âlim yerden-göğe haklı olduğu gibi, bizdeki tehlike, onların savaş fitnesinden çok daha vahim ve korkunçmuş.

* Çünkü onların fitnesi, onların en çok 60-70 yıllık hayatlarını mahvediyor. Bizdeki fitne ve tehlike ise ebedi hayatımızın mahvına sebep oluyor…

Bizler eğer tedbir almaz isek, onlar ahirette ŞEHİTLİK ya da gâzilik unvanlarıyla mükâfatlandırılırken, bizler Nur suresi 30’uncu ayete muhalif hareketten dolayı, yüz yıllarca sürecek cehennem azabına çarptırılabiliriz.

Hangi fitne daha önemliymiş, anlaşıldı değil mi?…

*******

Bu girizgâhtan sonra gelelim ana konumuza:

* Göz zinası nedir?


Hepimizin bildiği gibi, “günah-ı kebâir olan mâlûm Zina” fiilinin haram edilişi; İsra suresi, 32. Âyette “zina yapmayın” şeklinde değil de, “ZİNAYA YAKŞAŞMAYIN” şeklindedir! Yani buradan çok net olarak anlaşılan; “insanı zinaya doğru yakınlaştıran her türlü fiil ve hareketlerden, mutlaka kaçının!!!” şeklindedir. Bu fiil ve hareketler: Nâmahreme; şehvâni bakış, tokalaşmak, lâubali davranışlar, bir odada veya mekânda yalnız kalış, poşetlik medya veya daha başka sebeplerin herhangi biri olabilir…

Yarattığı insanların en ince duygularını dahi, en iyi bilen O Yüce Yaratıcımızın, “Gözlerinizi haramdan koruyun!” ile “Zinaya yaklaşmayın” ayetleri birlikte mütalâa edildiğinde, tereddüde hiçbir mahal bırakmıyor. Üstelik de Mü’min Sûresi, 19. Âyette “Allah, gözlerin hain bakışını ve gönüllerin gizlemeye çalıştığı her şeyi bilir.” Bir başka ayette de “Şüphesiz ki Allah, kullarının ne yaptıklarını hakkıyla bilendir” ifadeleri ve tehditleri, Zilzâl S. Son ayetlerindeki “zerre kadar hiçbir amelin ihmal edilmeyeceğini ve mutlaka karşılıklarının görüleceği” tehditleri, konunun ciddiyetini gözler önüne seriyor…

Mezkûr İlâhî emirler, birçok Hadîs-i Şerîf ile de açıklanmaktadır:

* “Azab-ı İlâhiden korkarak, başını yabancı kadından başka yöne çevirene, Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.”

* “Harama bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez.” (Mefhumu muhalifini düşününüz!)

* “Kadına, şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp, Cehenneme atılır.”

* “Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvet ile bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan çok-çok daha günahtır. Zina günahlarının katları da böyledir.”

* “Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.”

* “Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!”

Hz. Ümm-i Seleme validemiz anlatıyor: Biz Resulullahın yanındayen, iki gözü de görmeyen İbn-i Ümm-i Mektum hazretleri, izin isteyip içeri girdi. Resulullah bize, “siz içeri girin” buyurdu. Ben ise “O a’ma değil mi, bizi görmez” dedim. “O sizi görmüyorsa, siz onu görüyorsunuz,” buyurdu…

Benim, takva ehli ÂMÂ bir arkadaşım vardı. Bana; “Ben âmâ olmakla sizden daha şanslıyım, çünkü hiç GÖZ ZİNASI işleyemiyorum” diyordu. Ne kadar da haklıymış…

***

Harama bakmanın gazabı İlâhiyi celbetmesinin bir başka sebebi de; mâişetimizi temin ve Esmâ-ı İlâhinin tecellilerini seyretmek ve tefekkür etmek için bizlere zimmetlenen GÖZ cihazımızın, yasaklanan yerde kullanılmasıdır. Aynen; ülke savunması için kendisine zimmetlenen TANKI, tavşan ve kuş avında veya arkadaşlarını tehditte kullanan askerin, disiplin cezasına çarptırılması gibidir…

Çağımızdaki yanlış algılamaya göre; kıymetinin, güzelliğine, cazibesine ve haram yerlerini göstermesine endekslendiği bu zamanda kadın, en etkili ve cazibedar bir oyuncak olmuştur. İnsanları aldatmak için, reklâm aracı olarak kullanılan, en uyutucu ve cezp edici “hevasât silâhı” yerine de kullanılmaktadır.

* Oysa; HARAMA NAZAR (bakmak), ŞEYTANIN ZEHİRLİ OKLARIDIR…

***

Her şeye rağmen, mü’min karamsar olmayacak. Nice olumsuzlukların, akıllı hareket ve davranışlarla AVANTAJA çevrildiği asrımızda, bu olumsuzluklar da avantaja çevrilebilir. Meselâ, her harama karşı dirayetimizle, Allah rızasına yaklaşacağımız gibi, gözlerimizin her harama toslayışında, yukarıdaki ikazları hatırlayarak hemen bakışımızı kaçırmamız, bizlere bol-bol sevap kazandıracaktır…

‘Harama nazar fitnesinden kurtulma’nın 4 etken tedbiri vardır. Köşe yazısı sınırlarını aşmamak için, bunları ferasetinize ve internetten incelemenize havale ediyorum…

Konumuzu, N.F.Kısakürek’in (kadınların giyimi hakkında yazdığı) güzel bir mısra ile noktalamak istiyorum:

* İnsan hürdür, istediğini giyer elbette. İster dünyada pişer, isterse Ahirette!…