i_25

Bugün ki makalemde Milli Gazete’nin “TAKSİM DERSİ” Manşetini objektif olarak yorumlayacağım. Bir Ağabeyim sosyal medyada bana bu manşeti objektif olarak incelememi söylemişti. Lakin ben her zaman objektif düşünmeye çalışıyorum bu yüzdendir ki savunmuş olduğum gerçekler her zaman bazı yandaş kesimleri rahatsız etmiştir…

Öncelikle Şunu Söyleyeyim “TAKSİM DERSİ” başlıklı manşete ilk aşamada bakarsanız  zannedersiniz ki bu olaylara haklı olduğu çerçevesinde bir başlık olduğu kanaatinde varabilirsiniz. Lakin manşetin içeriğine baktığımızda yazı tamamen problemleri gösterici ve problemlerin gerçek kaynağını açıklayıcı bir yazı olduğu apaçık ortadadır. Kimse bunu kötü provoke etmesin.

Manşetin ilk satırından başlayalım : “Türkiye’nin otel, motel ve AVM’den önce itidale ve gerçek bir akl-ı selime ihtiyacı var” objektif olarak baktım ve bu yazıya karşı çıkanın aklından zoru olduğunu hiç çekinmeden söyleyebiliriz. Sözü iyi analiz edin dar pencereden bakmayın lütfen.

“Yıllardır siyasi rant ve oy uğruna sun-i polemik ve gündemlerle özellikle türetilen ve istikrarla sürdürülen gerilim politikası iflas etmiştir. Sorumsuzca yönetilen polemik ve gerilim siyasetiyle meydana gelen gaz sıkışmasının maksadı belli olan çevrelerce ‘sosyal bir grizu patlaması’na dönüştürülmek istendiği  aşikârdır. Bu memleket, bu millet birilerinin enaniyeti, körleşmiş kibri ile birilerinin küçük hesapları arasında sıkışmaya mahkum edilmemeli. Belli ki, bölgeyi ateşe vermek isteyenler bir kıvılcım da Anadolu’muza atıyor. Yıllardır söylüyor, yıllardır uyarıyoruz. İşte bir kez daha herkese çağrımızı yapıyoruz”

Burada yazete.com da “Gezi parkı olaylarının ardındakiler” başlıklı yazımda da belirtiğim gibi gündemlere özellikle türetilen sun-i gündemlerle halkın görebilecek olan gerçekleri görmeme çabasını açıklamıştır.

“Bu memleket, bu millet birilerinin enaniyeti, körleşmiş kibri ile birilerinin küçük hesapları arasında sıkışmaya mahkum edilmemeli” bu söz tamda AKP üst yönetiminin vesikasını çiziyor gayet yerinde bir tespit. Nasıl bu tespiti yaptığımı sorarsanız başbakanımızın en son açıklamalarına bakabilirsiniz. Sanki bir devlet başbakanı değilcesine belirli bir kesimi ötekileştirmek hiç bir devlet başkanlığına sığmaz.

Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül gerçek devlet adamı kimliğini ortaya koyup hiç bir kesimi ötekileştirmeden bir devlet adamı gibi sükunet ve sağduyu mesajları verdiğini çok güzel bir dille Milli Gazete’nin manşetinde yer almış.

Yine aynı şekilde  yazete.com da “Gezi parkı olaylarının ardındakiler” başlıklı yazımı onaylar cinsten bir yazı manşette yer almış.  “İslam coğrafyasındaki işgalleri, savaşları, kaos ve krizleri yöneten ırkçı emperyalizm Türkiye’de Taksim merkezli  meydana gelen olayları da ayrı bir iştahla gündemine aldı. Dış basın haberlerinde adeta saklı sevinç naraları atılırken, yalancı müttefik batı dünyasında gelişmelerin gazete ve televizyonlara yansıtılma dili ve şekli de ‘gavurdan dost’ olunmayacağı gerçeğini bir kez daha gösterdi.”  

Bu başlık zaten olağan birşey ve gerçekleştiği apaçık ortadadır. Bunu kimse inkar edemez. yazımda da yabancı basın ile ilgili belirtiğim süreç bu haberle örtüşüyor zaten…

Manşetin son paragrafında yer alan yazı olayı sonlayıcı ve inanılmaz derecede ileri görüş ile yazılmış olan bir manşet haberi olduğunu apaçık ortaya koyan bir metin oldu .

“Bugüne kadar sadece derdi bu millet, bu ümmet ve hak-hukuk olan mazimizle bize bile kulağını tıkamayı tercih eden iktidar; çoğunluk duygusuyla değil, sandık tabusuyla değil, ‘oyun kadar konuş’ psikolojisiyle değil, ‘güç bende’ yanılgısıyla değil sadece ve sadece HAKK’ı temsil etme anlayışına dönmelidir. Kimse kendisinde güç vehmetmesin; hatırlatalım ki; gerçek güç ve kudret sahibi sadece cenab-ı Allah’tır. Bu olayları tetiklemeyi, organize etmeyi ve böylece ülkeyi kaosa sürüklemeyi maharet sayan ana muhalefet de  bilmeli ki, muhalefet etmek proveke etmek değildir. Milletin inancına karşı savaştan vazgeçip, milletin değerlerini ‘değer bilmeye’ başladığınız an, ihanet çemberinin içerisine düşmezsiniz. Tarihiyle, halkıyla, halkının inancıyla savaşmayı uhdesinde kökleştirmiş olan hiçbir zihniyet ‘özgürlük savaşçısı’, hiçbir lider de ‘Leh Valessa’ olamaz. Kimse bir milleti küçük hesaplarının payandası yapmaya kalkışmasın. Kimse güdülmesin, kimse kullanılmasın.”

Milli Gazete’nin o günki manşetinde Oğuzhan ASİLTÜRK belli kesimin idrakını zor yapabileceği muhteşem bir ifade kullandı. ” ANARŞİDEN ADALET DOĞMAZ” bu sözü kötü tarafa çekip aleyhte yorum yazanları Allah’a havale ediyorum.

Sonuç: Ülkemizde birçok çeşit insanlar vardır, bunların bazıları sadece gazetelerin manşetlerine bakar ve ona göre kendi düşünce kapasitesine göre yorum yaparak delalete girmiş olur.  

Bazı kesimler okumaktan sıkılmaz ve her manşeti iyi inceleyip ve tek manşete kalmayıp bir çok haberleri inceleyip sonra bu okuma alışkanlığının vermiş olduğu verimlikkle birlikte muhtemel  bir gerçeğe ulaşır. Belki birilerine göre herhangi bir gerçeğe ulaşamaz ama  yukarıda bahsetmiş olduğum sadece manşetleri okuyanlardan daha çok gerçekleri gördüğü aşikardır….

Belli ki bu manşeti sadece bireyler değil bazı haber kanalları da anlamadan bilemeden atehle yorumlar yazabilmiş. Bunlara Milli Gazete muhatap bile değil. Çünkü bu haber kanallarının Milli Gazete’yi sorgulamaya çapı bile yetmez…

Yazımı Yunus Emre ve Mesnevi Sözleri ile kapatmak istiyorum… : 

“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir;
Sen kendini bilmezsin ya nice okumaktır.Okumaktan mana ne kişi Hakk’ı bilmektir ;
Çün okudun bilmezsin ha bir kuru ekmektir.

Vecizi ifadelerinin sahibi Yunus Emre ve diğer mutasavvıflarla aynı düşünceleri taşır. Onun için bilgi gaye değil insanı Hakk’a görünen vasıtadır. Bu görevi üstlenmeyen ilim; insanın yakinini arttırmaz aksine şüphe ile sürçmesine sebep olur. İnsanı yücelten batın ilimleridir:
“Deryaya ait hikmet seraba zan ve şüphedir. Dini hikmet ise gökleri bile kıskandırır. “
( Mesnevi II/3233)

Selametle…